Kıble Camii (Dışarıdan)
Mescid-i Aksa’daki ana cami olup güneyde, ön tarafta bulunmaktadır. Bu yapının Mescid-i Aksa şeklinde isimlendirilmesi tarihi bir hata olmanın ötesinde, insanlarda, ön mescit sınırları dışında yapılan ihlallerin Mescid-i Aksa içinde olmadığı ve Mescid-i Aksa’ya karşı herhangi bir ihlalde bulunulmadığı izlenimini uyandırmaktadır. Doğal olarak bu algı yönetimi, işgalci Siyonistlerin Mescid dahilinde yaptıkları en hafif tabiri ile hukuk ve edep dışı hareketlerin sanki sıradan bir mahalde yapıldığı izlenimi oluşmasına yol açmaktadır.
Kıble Mescidi, ilk olarak 637 yılında (hicri 15) Beytülmakdis’in fethedilmesi sonrasında Ömer bin Hattab r.a. tarafından inşa edilmiştir. Ahşaptan ve ağaç köklerinden yapılan bu mescit, Hicretin ilk asrında Kudüs’ü ziyaret eden Fransız bir gezgin tarafından yapılan değerlendirmeye göre üç bin kişi alacak kadar büyüktü. Sonraki yıllarda artan ihtiyaç nedeniyle Kıble Mescidi, Halife Abdülmelik bin Mervan tarafından yeniden, daha büyük ve sağlam bir şekilde inşa edilmeye başlanmış. 705 yılında başlanan bu inşaat, Halife Mervan’ın oğlu El-Velid bin Abdülmelik tarafından 714 yılında tamamlanmıştır. Mescit ilk inşası sırasında 15 revaktan oluşuyordu. Ardından mescit depremler neticesinde yıkıma maruz kaldığından birkaç defa yeniden inşa edilmiş, restorasyona uğramış ve üzerine birtakım eklentiler yapılmıştır. Ancak revak (nef: koridor) sayısı yediye indirilmiştir. Kudüs’ün haçlılar tarafından işgali sonrasında haçlılar Mescidi üç bölüme ayırmışlar; kilise, şövalyelerin koğuşu ve komuta merkezi olarak kullanmışlardır. Ardından Selahattin Eyyubi’nin fethi ile Mescid eski parıltısına yeniden kavuşmuştur. Şu anda mevcut bulunan ön taraftaki revaklar gibi bazı mimari eklentiler bu dönemin hatırasıdır.
1967 yılındaki Siyonist işgalden sonra Mescid-i Aksa’nın Kıble Camii yüzlerce saldırıya maruz kalmıştır. Bunların en tehlikelisi ise 21 Ağustos 1969 tarihinde yaşanan kundaklama olayıdır. Bu olayda haçlı işgalinden kurtuluş sonrasında Selahattin Eyyubi tarafından taşınan Nureddin Zengi’nin sanat şaheseri minberi ile Kıble Mescidi’nin büyük bir bölümü yanmıştır. Ardından Mescid, 1980 ve 1984 yıllarında birkaç defa patlatma ve füze ile vurulma girişimlerine maruz kalmıştır. Mescidin temellerini tehdit eden kazı çalışmaları da halen daha devam etmektedir.
Günümüzde Kıble Mescidi güneyden kuzeye doğru uzanan yedi revaktan oluşmakta ve ortasında kurşun kubbesi bulunan yüksekçe bir revak yer almaktadır. Bu büyük revakın iki yanında üçer revak bulunmaktadır. 80 x 50 metre boyutlarıyla yaklaşık 4000 metrekare alana sahip olan caminin 11 kapısı ve kurşun panellerle kaplı 17 metre yüksekliğinde bir kubbesi bulunmaktadır.
KATEGORİDEKİ MAKALELER
Kıble Camii (Dışarıdan)
Mescid-i Aksa’daki ana cami olup güneyde, ön tarafta bulunmaktadır. Bu yapının Mescid-i Aksa şeklinde isimlendirilmesi tarihi bir hata olmanın ötesinde, insanlarda, ön mescit sınırları dışında yapılan ihlallerin Mescid-i Aksa içinde olmadığı ve Mescid-i Aksa’ya karşı herhangi bir ihlalde bulunulmadığı izlenimini uyandırmaktadır. Doğal olarak bu algı yönetimi, işgalci Siyonistlerin Mescid dahilinde yaptıkları en hafif tabiri ile hukuk ve edep dışı hareketlerin sanki sıradan bir mahalde yapıldığı izlenimi oluşmasına yol açmaktadır.
Kıble Mescidi, ilk olarak 637 yılında (hicri 15) Beytülmakdis’in fethedilmesi sonrasında Ömer bin Hattab r.a. tarafından inşa edilmiştir. Ahşaptan ve ağaç köklerinden yapılan bu mescit, Hicretin ilk asrında Kudüs’ü ziyaret eden Fransız bir gezgin tarafından yapılan değerlendirmeye göre üç bin kişi alacak kadar büyüktü. Sonraki yıllarda artan ihtiyaç nedeniyle Kıble Mescidi, Halife Abdülmelik bin Mervan tarafından yeniden, daha büyük ve sağlam bir şekilde inşa edilmeye başlanmış. 705 yılında başlanan bu inşaat, Halife Mervan’ın oğlu El-Velid bin Abdülmelik tarafından 714 yılında tamamlanmıştır. Mescit ilk inşası sırasında 15 revaktan oluşuyordu. Ardından mescit depremler neticesinde yıkıma maruz kaldığından birkaç defa yeniden inşa edilmiş, restorasyona uğramış ve üzerine birtakım eklentiler yapılmıştır. Ancak revak (nef: koridor) sayısı yediye indirilmiştir. Kudüs’ün haçlılar tarafından işgali sonrasında haçlılar Mescidi üç bölüme ayırmışlar; kilise, şövalyelerin koğuşu ve komuta merkezi olarak kullanmışlardır. Ardından Selahattin Eyyubi’nin fethi ile Mescid eski parıltısına yeniden kavuşmuştur. Şu anda mevcut bulunan ön taraftaki revaklar gibi bazı mimari eklentiler bu dönemin hatırasıdır.
1967 yılındaki Siyonist işgalden sonra Mescid-i Aksa’nın Kıble Camii yüzlerce saldırıya maruz kalmıştır. Bunların en tehlikelisi ise 21 Ağustos 1969 tarihinde yaşanan kundaklama olayıdır. Bu olayda haçlı işgalinden kurtuluş sonrasında Selahattin Eyyubi tarafından taşınan Nureddin Zengi’nin sanat şaheseri minberi ile Kıble Mescidi’nin büyük bir bölümü yanmıştır. Ardından Mescid, 1980 ve 1984 yıllarında birkaç defa patlatma ve füze ile vurulma girişimlerine maruz kalmıştır. Mescidin temellerini tehdit eden kazı çalışmaları da halen daha devam etmektedir.
Günümüzde Kıble Mescidi güneyden kuzeye doğru uzanan yedi revaktan oluşmakta ve ortasında kurşun kubbesi bulunan yüksekçe bir revak yer almaktadır. Bu büyük revakın iki yanında üçer revak bulunmaktadır. 80 x 50 metre boyutlarıyla yaklaşık 4000 metrekare alana sahip olan caminin 11 kapısı ve kurşun panellerle kaplı 17 metre yüksekliğinde bir kubbesi bulunmaktadır.
Kıble Camii (İçeriden)
Mescid-i Aksa’daki ana cami olup güneyde, ön tarafta bulunmaktadır. Bu yapının Mescid-i Aksa şeklinde isimlendirilmesi tarihi bir hata olmanın ötesinde, insanlarda, ön mescit sınırları dışında yapılan ihlallerin Mescid-i Aksa içinde olmadığı ve Mescid-i Aksa’ya karşı herhangi bir ihlalde bulunulmadığı izlenimini uyandırmaktadır. Doğal olarak bu algı yönetimi, işgalci Siyonistlerin Mescid dahilinde yaptıkları en hafif tabiri ile hukuk ve edep dışı hareketlerin sanki sıradan bir mahalde yapıldığı izlenimi oluşmasına yol açmaktadır.
Kıble Mescidi, ilk olarak 637 yılında (hicri 15) Beytülmakdis’in fethedilmesi sonrasında Ömer bin Hattab r.a. tarafından inşa edilmiştir. Ahşaptan ve ağaç köklerinden yapılan bu mescit, Hicretin ilk asrında Kudüs’ü ziyaret eden Fransız bir gezgin tarafından yapılan değerlendirmeye göre üç bin kişi alacak kadar büyüktü. Sonraki yıllarda artan ihtiyaç nedeniyle Kıble Mescidi, Halife Abdülmelik bin Mervan tarafından yeniden, daha büyük ve sağlam bir şekilde inşa edilmeye başlanmış. 705 yılında başlanan bu inşaat, Halife Mervan’ın oğlu El-Velid bin Abdülmelik tarafından 714 yılında tamamlanmıştır. Mescit ilk inşası sırasında 15 revaktan oluşuyordu. Ardından mescit depremler neticesinde yıkıma maruz kaldığından birkaç defa yeniden inşa edilmiş, restorasyona uğramış ve üzerine birtakım eklentiler yapılmıştır. Ancak revak (nef: koridor) sayısı yediye indirilmiştir. Kudüs’ün haçlılar tarafından işgali sonrasında haçlılar Mescidi üç bölüme ayırmışlar; kilise, şövalyelerin koğuşu ve komuta merkezi olarak kullanmışlardır. Ardından Selahattin Eyyubi’nin fethi ile Mescid eski parıltısına yeniden kavuşmuştur. Şu anda mevcut bulunan ön taraftaki revaklar gibi bazı mimari eklentiler bu dönemin hatırasıdır.
1967 yılındaki Siyonist işgalden sonra Mescid-i Aksa’nın Kıble Camii yüzlerce saldırıya maruz kalmıştır. Bunların en tehlikelisi ise 21 Ağustos 1969 tarihinde yaşanan kundaklama olayıdır. Bu olayda haçlı işgalinden kurtuluş sonrasında Selahattin Eyyubi tarafından taşınan Nureddin Zengi’nin sanat şaheseri minberi ile Kıble Mescidi’nin büyük bir bölümü yanmıştır. Ardından Mescid, 1980 ve 1984 yıllarında birkaç defa patlatma ve füze ile vurulma girişimlerine maruz kalmıştır. Mescidin temellerini tehdit eden kazı çalışmaları da halen daha devam etmektedir.
Günümüzde Kıble Mescidi güneyden kuzeye doğru uzanan yedi revaktan oluşmakta ve ortasında kurşun kubbesi bulunan yüksekçe bir revak yer almaktadır. Bu büyük revakın iki yanında üçer revak bulunmaktadır. 80 x 50 metre boyutlarıyla yaklaşık 4000 metrekare alana sahip olan caminin 11 kapısı ve kurşun panellerle kaplı 17 metre yüksekliğinde bir kubbesi bulunmaktadır.
Kubbetüs Sahra (Dışarıdan)
Dünya üzerinde ilk dönem İslam mimarisinin güzel örneklerinden biri olup, Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından 685-705 yılları arasında (hicri 65-86) Allah resulü (s.a.v.)’in Miraç yolculuğuna başladığı şerefli kayanın üzerinde inşa edilmiştir. Yapı sekizgen bir kayanın üzerinde bulunmakta olup, üzerinde küre şeklinde altın renkli bir kubbe bulunmaktadır. 35 metre yüksekliğinde olan kubbenin üzerinde dört metre yüksekliğinde bir hilal yer almaktadır. Kubbenin içerisi göz kamaştıran işlemelerle, mozaiklerle ve eşsiz hat sanatları ile süslenmiştir. İslam mimarisinin en kadim sembollerinden biri sayılan kubbe, Mescid-i Aksa sahasının üst kısmında yer almakta olup, zeminden yaklaşık dört metre kadar yüksekte açıkta bulunan platonun (avlunun) ortasında inşa edilmiştir. Kubbenin bulunduğu yere sekiz kemerin içerisinden geniş merdivenler ile geçilebilmektedir.
Sekizgen bir yapının merkezinde bulunan kubbe, dört kapısı bulunan ve üzerinde İsra suresinden birtakım ayetlerin yazılı bulunduğu motifler taşıyan çinilerle süslenmiş dairesel bir desteğe dayanmaktadır. Şerefli kayanın çevresinde de sınırlarını belirleyecek şekilde zarif, ahşap bir bariyer bulunmaktadır. Kubbe ve mimarisi halen Emeviler döneminde ilk yapıldığı gibi korunmakta olup, sonraki dönemlerde birkaç basit değişiklik yapılmıştır.
Abbasiler dönemi;
Abbasiler Kubbetüs Sahra’ya önem vermişler ve birkaç defa restorasyona tabi tutmuşlardır. Bu restorasyonlardan en önemlisi halife Me’mûn döneminde 831 yılında (hicri 216) kubbe yapısına yapılan restorasyondur. Öte yandan 913 yılında (hicri 301) Abbasî halifesi El Muktedir Billah tarafından kubbeye büyük ahşap kapılar yapılmıştır.
Fatımiler dönemi;
Fatımiler 1022 yılında (hicri 413) Kudüs şehrinde meydana gelen deprem sonrasında halife El Zahir Biemrillah Ebü’l-Hasan Bin Hakem döneminde Kubbetüs Sahra’yı tamamen restore etmişlerdir. Öte yandan 1075 yılında (hicri 467) halife Ebu Cafer Abdullah bir kere daha kubbeyi restore etmiştir.
Haçlılar (Frenkler) dönemi;
Haçlılar Beytülmakdis’i 1099 yılında (hicri 492) işgal ettiler ve Kubbetüs Sahra mescidini işgal sırasında bir kiliseye çevirerek Tanrı Tapınağı (Templum Domini) ismini verdiler. Haçlılar kubbenin yapısına ve motiflerine bazı haçlar ve simgeler eklediler. Kutsal olduğuna inanıldığı için Avrupa’da yüksek meblağlara satılan kayanın parçalarının çalınmasını engellemek için etrafını demir bir çit ile çevirdiler. Kubbetüs Sahra’nın yerinde kurulan bu kilise, tapınak şövalyelerinin karargâhı ve haçlılar dönemindeki toplantı merkezleri sayılıyordu. Selahattin Eyyubi, Kubbetüs Sahra’daki İslami sembolleri 1187 yılında (hicri 583) Kudüs’ü özgürlüğüne kavuştuktan sonra asli yerlerine iade etti.
Eyyubiler dönemi;
Selahattin Eyyubi Kudüs’ü haçlılardan kurtardıktan sonra Kubbetüs Sahra’yı restore etti ve bina üzerinde eklemiş oldukları teslisi simgeleyen sembolleri kaldırdı. Binanın iç duvarlarını yenileyen Sultan, kubbeyi restore ederek altın kaplama yaptırdı.
Memlukler dönemi
Memlukler Kubbetüs Sahra’yı birkaç defa restore etmişler ve kubbeye de özel önem atfetmişlerdir. El Zahir Baybars 1260 yılında (hicri 659) kubbe yapısını tamamen restore etmiş ve kubbenin dış cephesini süsleyen mozaikleri yenilemiştir. Öte yandan adil sultan Zeyneddin Ketboğa El Mansuri 1294 yılında (hicri 694) kubbeyi ikinci defa restore etmiştir. Sultan Muhammed Bin Kalavun ve Emir Muhammed Bin Seyfuddin El Zahiri tarafından da kubbe tadilata tabi tutulmuştur.
Osmanlılar dönemi
Osmanlı sultanları Kubbetüs Sahra’ya çok fazla önem vermişlerdir. Mimarinin çok fazla ilerleme kaydettiği Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kubbetüs Sahra’yı kaplayan tarihi mozaikler 1548-1561 yılları arasında (hicri 955-969) İstanbul’dan özel olarak getirilen çinilerle değiştirilmiştir. Aynı zamanda Kubbetüs Sahra restore edilmiş, kubbe içerisinde yeni bir takım pencere ve havalandırmalar açılmış, kapıları yenilenmiş ve bakır ile kaplanmıştır. Sultan II. Abdülmecid 1853 yılında (hicri 1270) Kubbetüs Sahra’yı kapsamlı bir restorasyona tabi tutarak bir bölümünü yeniden yaptırmıştır. Sultan II. Mahmut’un oğlu Sultan Abdülaziz de 1874 yılında (hicri 1291) kubbeye kurşun levhalar giydirmiş ve ön kapı ve minberin altında bulunan büyük avizeyi yerleştirmiştir. Sultan II. Abdülhamid 1876 yılında (hicri 1293) kubbenin doğu cephesinin üst tarafına sülüs hattı ile Yasin suresinin yazılmasını emretmiştir.
Ürdün Vakıflar İdaresi
Ürdün devleti, mübarek Mescid-i Aksa’da yönetimi ele aldıktan sonra Kubbetüs Sahra’yı birkaç defa tadilata tabi tutmuştur. Kral I. Abdullah 1924 yılında kubbenin tamamen restore edilmesini emretmiş, ardından Kral Hüseyin bin Talal döneminde birkaç girişimde daha bulunulmuş ve kubbe altın yaldızlı alüminyum levhalar ile kaplanmıştır. 1953 yılında kubbenin iç duvarlarına mermer giydirilmiş ve dış cephedeki çiniler restore edilmiştir. Üçüncü imar dönemi olarak bilinen 1969 ile 1994 yılları arasındaki dönemde ise kubbenin dış cephesi tamamen çinko kaplı bakırdan yapılmış olan ve 24 ayar altın tabakası ile işlenen levhalar ile kaplanmıştır. Ahşap kubbenin iç motiflerine bakım yapılmış, uyarı ve yangın söndürme sistemleri monte edilmiştir. Halen Ürdün devleti ve Kudüs İslami Vakıflar Dairesi mübarek yapı üzerinden gerekli restorasyonları yapmaktadırlar.
Kubbetüs Sahra (İçeriden)
Dünya üzerinde ilk dönem İslam mimarisinin güzel örneklerinden biri olup, Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından 685-705 yılları arasında (hicri 65-86) Allah resulü (s.a.v.)’in Miraç yolculuğuna başladığı şerefli kayanın üzerinde inşa edilmiştir. Yapı sekizgen bir kayanın üzerinde bulunmakta olup, üzerinde küre şeklinde altın renkli bir kubbe bulunmaktadır. 35 metre yüksekliğinde olan kubbenin üzerinde dört metre yüksekliğinde bir hilal yer almaktadır. Kubbenin içerisi göz kamaştıran işlemelerle, mozaiklerle ve eşsiz hat sanatları ile süslenmiştir. İslam mimarisinin en kadim sembollerinden biri sayılan kubbe, Mescid-i Aksa sahasının üst kısmında yer almakta olup, zeminden yaklaşık dört metre kadar yüksekte açıkta bulunan platonun (avlunun) ortasında inşa edilmiştir. Kubbenin bulunduğu yere sekiz kemerin içerisinden geniş merdivenler ile geçilebilmektedir.
Sekizgen bir yapının merkezinde bulunan kubbe, dört kapısı bulunan ve üzerinde İsra suresinden birtakım ayetlerin yazılı bulunduğu motifler taşıyan çinilerle süslenmiş dairesel bir desteğe dayanmaktadır. Şerefli kayanın çevresinde de sınırlarını belirleyecek şekilde zarif, ahşap bir bariyer bulunmaktadır. Kubbe ve mimarisi halen Emeviler döneminde ilk yapıldığı gibi korunmakta olup, sonraki dönemlerde birkaç basit değişiklik yapılmıştır.
Abbasiler dönemi;
Abbasiler Kubbetüs Sahra’ya önem vermişler ve birkaç defa restorasyona tabi tutmuşlardır. Bu restorasyonlardan en önemlisi halife Me’mûn döneminde 831 yılında (hicri 216) kubbe yapısına yapılan restorasyondur. Öte yandan 913 yılında (hicri 301) Abbasî halifesi El Muktedir Billah tarafından kubbeye büyük ahşap kapılar yapılmıştır.
Fatımiler dönemi;
Fatımiler 1022 yılında (hicri 413) Kudüs şehrinde meydana gelen deprem sonrasında halife El Zahir Biemrillah Ebü’l-Hasan Bin Hakem döneminde Kubbetüs Sahra’yı tamamen restore etmişlerdir. Öte yandan 1075 yılında (hicri 467) halife Ebu Cafer Abdullah bir kere daha kubbeyi restore etmiştir.
Haçlılar (Frenkler) dönemi;
Haçlılar Beytülmakdis’i 1099 yılında (hicri 492) işgal ettiler ve Kubbetüs Sahra mescidini işgal sırasında bir kiliseye çevirerek Tanrı Tapınağı (Templum Domini) ismini verdiler. Haçlılar kubbenin yapısına ve motiflerine bazı haçlar ve simgeler eklediler. Kutsal olduğuna inanıldığı için Avrupa’da yüksek meblağlara satılan kayanın parçalarının çalınmasını engellemek için etrafını demir bir çit ile çevirdiler. Kubbetüs Sahra’nın yerinde kurulan bu kilise, tapınak şövalyelerinin karargâhı ve haçlılar dönemindeki toplantı merkezleri sayılıyordu. Selahattin Eyyubi, Kubbetüs Sahra’daki İslami sembolleri 1187 yılında (hicri 583) Kudüs’ü özgürlüğüne kavuştuktan sonra asli yerlerine iade etti.
Eyyubiler dönemi;
Selahattin Eyyubi Kudüs’ü haçlılardan kurtardıktan sonra Kubbetüs Sahra’yı restore etti ve bina üzerinde eklemiş oldukları teslisi simgeleyen sembolleri kaldırdı. Binanın iç duvarlarını yenileyen Sultan, kubbeyi restore ederek altın kaplama yaptırdı.
Memlukler dönemi
Memlukler Kubbetüs Sahra’yı birkaç defa restore etmişler ve kubbeye de özel önem atfetmişlerdir. El Zahir Baybars 1260 yılında (hicri 659) kubbe yapısını tamamen restore etmiş ve kubbenin dış cephesini süsleyen mozaikleri yenilemiştir. Öte yandan adil sultan Zeyneddin Ketboğa El Mansuri 1294 yılında (hicri 694) kubbeyi ikinci defa restore etmiştir. Sultan Muhammed Bin Kalavun ve Emir Muhammed Bin Seyfuddin El Zahiri tarafından da kubbe tadilata tabi tutulmuştur.
Osmanlılar dönemi
Osmanlı sultanları Kubbetüs Sahra’ya çok fazla önem vermişlerdir. Mimarinin çok fazla ilerleme kaydettiği Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kubbetüs Sahra’yı kaplayan tarihi mozaikler 1548-1561 yılları arasında (hicri 955-969) İstanbul’dan özel olarak getirilen çinilerle değiştirilmiştir. Aynı zamanda Kubbetüs Sahra restore edilmiş, kubbe içerisinde yeni bir takım pencere ve havalandırmalar açılmış, kapıları yenilenmiş ve bakır ile kaplanmıştır. Sultan II. Abdülmecid 1853 yılında (hicri 1270) Kubbetüs Sahra’yı kapsamlı bir restorasyona tabi tutarak bir bölümünü yeniden yaptırmıştır. Sultan II. Mahmut’un oğlu Sultan Abdülaziz de 1874 yılında (hicri 1291) kubbeye kurşun levhalar giydirmiş ve ön kapı ve minberin altında bulunan büyük avizeyi yerleştirmiştir. Sultan II. Abdülhamid 1876 yılında (hicri 1293) kubbenin doğu cephesinin üst tarafına sülüs hattı ile Yasin suresinin yazılmasını emretmiştir.
Ürdün Vakıflar İdaresi
Ürdün devleti, mübarek Mescid-i Aksa’da yönetimi ele aldıktan sonra Kubbetüs Sahra’yı birkaç defa tadilata tabi tutmuştur. Kral I. Abdullah 1924 yılında kubbenin tamamen restore edilmesini emretmiş, ardından Kral Hüseyin bin Talal döneminde birkaç girişimde daha bulunulmuş ve kubbe altın yaldızlı alüminyum levhalar ile kaplanmıştır. 1953 yılında kubbenin iç duvarlarına mermer giydirilmiş ve dış cephedeki çiniler restore edilmiştir. Üçüncü imar dönemi olarak bilinen 1969 ile 1994 yılları arasındaki dönemde ise kubbenin dış cephesi tamamen çinko kaplı bakırdan yapılmış olan ve 24 ayar altın tabakası ile işlenen levhalar ile kaplanmıştır. Ahşap kubbenin iç motiflerine bakım yapılmış, uyarı ve yangın söndürme sistemleri monte edilmiştir. Halen Ürdün devleti ve Kudüs İslami Vakıflar Dairesi mübarek yapı üzerinden gerekli restorasyonları yapmaktadırlar.
Mervan Mescidi
Mescid-i Aksa’nın güney doğu köşesinde bulunan yaklaşık 4000 metrekare alana sahip bir yapıdır. Emeviler döneminde inşa edilmiştir. Yapılışının temel amacı, Mescid-i Aksa sahasının tek bir düzeyde (kotta) olmasının sağlanmasıdır. Bu nedenle bu yapının kotu ön cami kotundan daha düşüktür. Haçlılar tarafından Kudüs’ün işgali sırasında atların bağlandığı ahırlara dönüştürülmüş olduğundan “Süleyman ahırları” diye isimlendirmişlerdir. Halen bu dönemin acı bir hatırası olarak bazı duvarlarda ve sütunlarda ip ya da zincir bağlamak için açılmış delikler bulunmaktadır. Kudüs, Selahaddin Eyyubi tarafından haçlı işgalinden kurtarılıncaya kadar yapı bu şekilde kullanılmıştır.
Uzun dönem kullanılmayan yapı özellikle 1917-1948 yılları arasındaki İngiliz işgali sırasında ve sonrasında tamamen kilitli tutulmuş, yapının içi yukarıdan dökülen inşaat artıkları, kuşların taşıdığı çöplerle adeta dolmaya başlamıştır.
Mescid-i Aksa mukaddes yapıları imar kurumu 1997 yılında yapıyı temizleyip yeniden inşa ederek Müslümanların namaz kılmasına uygun hale getirmiştir. Bu sayede Mescid, Yahudi örgütlerin işgal planlarından da korunmuştur.
Mervan Mescidi güneyden kuzeye doğru uzanan 16 revaktan oluşmaktadır ve Mescid-i Aksa’da namaz kılmak için yapılmış en büyük üstü çatı ile kapalı alan kabul edilmektedir. 4000 metrekareden fazla alana sahip olan Mescid’e bugün kuzey tarafından inen geniş merdivenler ile giriş yapılmaktadır.
El Kadim Mescidi
Kıble Mescidi'nin altında yer alan mescidin girişi, ön kapılarının altında yer alır. Aslında burası Mescid-i Aksa’nın güney bölümünün bir parçası olan ve temel hedefi çiftli kapı üzerinden Emevî saraylarından ön camiye geçiş yeri olarak kullanılmak üzere inşa edilmiş koridor şeklinde eski bir yapıdır. Selahattin Eyyubi döneminde şehrin haçlılardan korunması için çiftli kapının kapatılması sonrasında yüzyıllar boyunca kullanılmamış ve boş kalmış, bu nedenle içi toprak ve taşlarla dolmuştur. Sonunda 1999 yılında (hicri 1420) Mescid-i Aksa Mübarek Yapıları İmar Kurumu tarafından yeniden açılarak namaz kılmaya uygun hale getirilmiştir.
Son dönemde Siyonistlerin kontrol girişimlerinin engellenmesi amacıyla murabıtlar tarafından namazgâh olarak kullanılmaya başlamıştır.
Burak Mescidi
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in İsra ve miraç yolculuğu sırasında bineği Burak’ı bağladığı yer olup, Mescid-i Aksa’nın güney batı köşesini teşkil etmektedir. Bir anlamda Kadim Mescid'in de komşusudur. Şu anda zeminin altında kalmakta ve üstten gelen bir giriş merdiveni ile girilmektedir. Burak mescidi bugün olduğu hali ile Memlukler döneminde 1329-1359 (hicri 707-737) yılları arasında inşa edilmiştir. Ana kapısı Burak duvarında olduğu için günümüzde bu kapı kapalı tutulmaktadır. Mescide günümüzde Mescid-i Aksa'nın avlusundan merdivenlerle inilmekte olup, Mescid ibadete ve ziyarete açıktır.
Megaribe Mescidi
Selahattin Eyyubi tarafından 1193 yılında (hicri 590) inşa edilmiş olup, Mescid-i Aksa’nın güneybatı bölümünde, Megaribe kapısının yakınlarında bulunmaktadır. Malikilerin namazgâhı olarak kullanılan bu eski mescit, bugün için İslam Müzesi’nin sunum salonu olarak kullanılmaktadır.
Nisa (Bayanlar) Mescidi
Kıble Mescidi ile aynı seviyede bulunan büyük bir yapıdır. Mescidin batı duvarına doğru uzanır. Eyyubiler döneminde kadınlara ait namazgâh olarak inşa edilmiştir. Bugün için bir bölümü müze ve diğer bölümü genel kütüphane olmak üzere iki bölüm halinde kullanılmaktadır. Haçlılar tarafından tapınak şövalyelerinin yemekhanesi olarak kullanılmıştır. Ancak sonraki dönemlerde üç bölüme ayrılarak üç farklı amaca hizmet etmektedir.
Günümüzde ise Mescidin güneybatı bölümü İslam Müzesi’nin güney salonunu teşkil etmektedir. Orta bölümü Davet ve ilahiyat fakültesinin merkezi olarak kullanılırken, kalan bölüm Mescid-i Aksa’nın ana kütüphanesi olarak hizmet vermektedir.
Ömer Mescidi
Hz. Ömer r.a 637 yılında (hicri 15) Beytülmakdis’i fethettiğinde Mescid-i Aksa sahasını etrafı açık olarak ve üzerinde hiçbir bina olmadığı halde buldu. İhmal edilmiş boş bir arazi idi. Hz. Ömer r.a., Müslümanlarla beraber Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alanı çöplerden temizledi, ilk olarak küçük bir mescit inşa edildi. Bina oldukça basit tasarlanmıştı; büyük ahşapların birbirine bağlanmasıyla yapılan mescid ve ancak üç bin kişiyi alabilecek genişlikteydi. Hz. Ömer’in r.a. mescidinden günümüzde hiçbir iz kalmamıştır. Emeviler Hz Ömer’in Mescidi’nin yerine Kıble Mescdini inşa ettiler, tarihi mescid, sol tarafta kıble yönündedir. Hz. Ömer Mescidi yakın zamanda ikiye bölündü, bir kısmı mescid diğer kısmı ise acil durumlar için revir olarak kullanılıyor.
Hz. Ömer Mescidi'nde mermerden yapılmış bir mihrab bulunmaktadır mihrabın her iki yanındaki hayvan suretleri haçlılar belki deki daha önceki devirlerden kalma eserlerin parçalarıdır. Bu taşlarda sadece hayvan figürlerinin baş kısımları tahrip edilmiş, kalan kısım “sahip çıkılmazsa tekrar kaybedileceğinin unutulmaması için” olduğu gibi bırakılmıştır. Şimdiki hali yaklaşık olarak 50 kişi namaz kılabilir durumda.